"/>

Yerinden NY 101 dersleri No: 9

yazar misafir tarih 07/15/2009

Post image for Yerinden NY 101 dersleri No: 9

Mefaret Aktaş NY’ den öğretiyor…

 ”Blöfçünün New York Rehberi” 

Geçen yazıda da dediğim gibi yaz geldi, güneş çıktı daha mutlu bir kadınım ben. Günlerimi parklarda, nehir kenarında, ya da hep açık hava etkinliklerinde geçiriyorum. Mesela bu gece New York Filarmoni’nin Central Park’taki konserine gidecektim yazımı geciktirdiğim için gidemedim! Bu kadar çok “dışarı”da olunca insan doğal olarak öteki insanları izlemeye başlıyor. Bir New York klasiğidir “people watching”. İnsan her yerde öteki insanları izler ama vallahi New York’ta bambaşka. Çünkü önünüzden geçen her tip başka bir karakter. Daha önce sayısız kereler söylediğim gibi bu kadar kozmopolit bir şehir yok dünyada asla da olmayacak. Güzelim İstanbul da güzel karakterlerle dolu ama buradaki çeşitlilik eşsiz. 170 farklı dil konuşuluyor bu şehirde. Şaka değil bu!  

Turistleri izledim bu hafta. Battery City Park’ta, West Village’de, Central Park’ta. En çok da trenlerde ama… Trenlerde turist izlemek şahane… Çok eğlenceli. Kekliklerine gülüyorsunuz. Adamın önüne o istasyondan geçen tek tren geliyor, geçiyor adam binmiyor. İnat etmiş “Ben C trenini alacağım” diye. “Baba B ile C buralarda aynı yere gidiyor”. Yok anlamıyor. Ama beni en çok güldüren, iki turist trenin kapısının önünde binip binmeyeceklerini tartışırken trenin kapısının kapanmasıdır. Şimdi ikisi de içeride ya da ikisi de dışarı da olsa sorun yok ama 10 kereden 9′unda biri içeride biri dışarıda kalıyor. Öyle kopuveriyorlar. New York’ta yaşayıp da bu olaya şahit olmayan yoktur.

Kendi kendime şöyle bir “Insider’in New York Rehberi” yazayım bari dedim. Yani şehrin bastığı New York Kılavuzu gibi olmayacak tabii. Benim kılavuzum ise yarayacak. 
 

1.En önemli kural: Unutmayın: New York’ta nereli olduğunuz değil, nerede olduğunuz önemli. Her zaman şehrin nasıl bir bölgesinde olduğunuzu bilin.

2. “Nasıl bir bölge” derken, şehrin sözde tehlikelerinden bahsetmiyorum. Burada sayısız geri zekalı ve ırkçı Türk, “Ben Harlem’de oturmam abi, çok tehlikeli” diyerek delirtiyor. Yok öyle bir şey! Siz etrafınıza uyum sağlamayı bilen, insanların haklarına ve yaşam tarzlarına saygılı biri olduğunuz sürece tehlike sizden uzak durur.

Bulunduğunuz yer önemli derken şunu kastediyorum. Mesela Chinatown’da çok soru sormazsınız. Sorarsanız da cevaplayacak İngilizce konuşan adam bulamazsınız. O yüzden nereye gideceğinizi iyi bilin. Gerçekten, kimse İngilizce konuşmaz sizinle. Turistlerin sahte çanta almak için gittikleri Canal Street’ten bahsetmiyorum bu arada Chinatown derken. Chinatown kocaman bir yer.. 

Harlem’de etrafa selam çakmak gerek yürürken. Mutlu insanları severiz biz burada. Brooklyn’de özellikle insanların nereden olduklarını sormanın bir anlamı yok. Çünkü herkes New York’ludan çok “Brooklyn’li”. Brooklyn, Bed-Stuy’da şirinlik yapmaya kalkmayın. Geç saatte yürürken kıçınızı kollayın. ıu mahallenin ününü Spike Lee filmlerinde, Dave Chapelle’in programında ya da Jay Z’nin rap’inde duymuşsunuzdur mutlaka. Zira girecekse başınız burada derde girecektir.

3. Subway’lerde insanlarla göz kontağına girmemeye çalışın. Meraklı turist hesabi kendi kendine konuşan deliye, memeleri ortada gezinen yaşlı teyzeye,  aklı başından gitmiş deli preacher’a (vaaz veriyorlar bu deliler trenlerde), yanında oturan adamın üstünde uyuyakalmış sarhoşa bakakalmayın.  New York’ta trene bindiğiniz anda hiç bilmediğiniz bir alanda top oynamaya başlıyorsunuz unutmayın. Trende başınızın derde girme olasılığı gece yarısı Bed Stuy’dakinden bile daha fazla! 

4.  Taksiye binecekseniz ve zengin çocuğu değilseniz, nereye gideceğinizi kesinlikle bilin ve adama “14th Street ve 6th Avenue” gibi kesin bir adres verin. Adama kalkıp elinizdeki kağıttan bakıp kapı numarası falan söylemeye kalkmayın yani. İşi gücü yok, New York sokaklarında araba kullanırken bir de bina numaralarına mi bakacak sizin için. Hem siz adresi öyle verirseniz, hemen turist olduğunuzu anlayacak. Eğer takside dolandırıldığınız ya da kötü muamele gördüğünüzü hissediyorsanız, ki çok olur bu New York’ta, hemen taksideyken (inmeyin) 311′i arayın. Taksinin “medallion” numarası denen dört basamaklı madalyon numarasını alın. Şoföre de “şu anda 311′i arıyorum kardeş, ya işini  doğru yap ya da şoförlük kariyerini karartırım senin” diye bir göz dağı verin. Bütün sorunlarınız anında çözülecektir. Brooklyn’de “yellow cab” denen sarı taksiler yok. Limuzun servisi denen siyah taksiler var. Bu araçlara binmeden önce mutlaka kaç paraya patlayacağını sorun. Fiyat uygunsa binin. Değilse pazarlık edin. Unutmayın bu arada Brooklyn’de “1 dollar cab” denen kısa mesafe taksiler de var. Ama hiçbiri 1 dolar değil, iki dolar! 

5. Turist, turist geziyorsunuz. Karnınız acıktı, çok paranız yok. Sakın sokak satıcılarından kebap, sosisli falan almayın. Çoğunlğu midenizi bozacaktır. Tıpkı Londra’da yaptığınız gibi hemen bir pizzaciya yanaşın. Şimdi size New York pizza geleneğini öğreteceğim. Birincisi Domino’s'muş Pizza Hut’mış.. Hiçbir New Yorker yemez zincir restoranlarda. Siz de yemeyin. Zaten değmez, Pizza köşedeki pizzacıda yenir. Ama en önemlisi pizzacıda nasıl sipariş verdiğiniz. Mesela bir New York klasiği olan sade peynirli pizza istiyorsanız “Peynirli pizza” demiyorsunuz” da “slice” diyorsunuz. Zira sade pizza öyle sipariş edilir “Can I get a slice?” şeklinde.  

6. Hangi bara ya da restorana giderseniz gidin, hafiften şaşalarsanız yemek ve içkiler konusunda barmeni ya da garsonu dinleyin. Ya da restoranın yöneticisini çağırıp onun tavsiyelerini dikkate alın… Yardımcı olmaktan çok memnun olacaklardır.  

7. Tip (bahşiş) verecek durumda değilseniz, dışarı da çıkmayın. Yemek de yemeyin anasını satayım. Burada benim gibi restoranlarda ve barlarda çalışan insanlar hayatlarını o bahşişlerden kazanıyorlar. Yani en az yüzde 18 tip, o yemek ya da bar faturasının parçası. Bunu bilerek gidin yemeğe ki, o insanin gecesini de zehir etmeyin. Bardan bir bira alırsanız, bir dolar tip bırakın barın üstünde. İçkiniz 7-8 dolardan fazlaysa iki dolar bırakmaya çalışın. Kural yaklaşık olarak her 5-6 dolara bir dolar şeklinde. Ne kadar çok bırakırsanız o kadar iyi hissediyorsunuz kendinizi bu arada. Bir kaç sene önce New York’ta bir araştırma yapıldı ve sonuçlara göre “İyi tip bırakan insanların seks hayatları daha iyiymiş”. Tabii ki! 

8. Chinatown’da olun, Midtown’da olun (Bu arada Midtown’da olmamaya çalışın, zira hiç bir New Yorklu mecbur olmadıkça Midtown’a gitmez), kalabalık olan nerede olursanız olun, lütfen ama lütfen kaldırımlarda yavaş yürümeyin, burada yaşayıp da işlerine, kendi yollarına gitmeye çalışan, acelesi olan insanları delirtiyorsunuz. İstiklal Caddesi’nde hızla sinemaya yetişmeye çalışırken önünüzde elaleme bakarak yavaş yavaş yürüyen kroların sinirinizi ne kadar bozduğunu düşünün. Chinatown’da markaların taklitlerini almaya çalışırken yolun ortasında durup geyik yapmaya başladığınızda, yolu tıkıyorsunuz ve ben Soho’daki işime geç kalıyorum sizin yüzünüzden. New Yorklu affetmez böyle şeyleri.  

9. Büyük mahallelerde ya da Wall Street’te ya da Midtown’da değil ama Harlem’de, Lower East Side’da, hemen tüm Brooklyn mahallelerinde komşularınıza ya da mahallede gördüğünüz insanlara “Merhaba” deyin hatırlarını sorun. Çok önemli! Köşedeki evsiz adamın bile yeri ve zamanı geldiğinde size faydası olacaktır. Mahallenin sevilen “cool kid”i olun. Başkalarıyla kaynaşamayan yabani, ırkçı Türk’ü olmayın. Buralarda yeterince var o hanzolardan zira. Ama bu muhabbet işini de çok abartmayın, pek çok mahallede de geyikleriyle bayacaklardır sizi.  

10. Klasik turist geleneğidir. Herkes bir caz kulübüne girmek ister New York’a gelince. Herkesin ilk aklına gelen Blue Note’a gitmeyin. Gerçek “caz manzarası” görmek istiyorsanız Fat Cat, Smalls ya da Zinc’e gidin. Gece özellikle 1′den sonra hemen hepsinde jam session’lar oluyor. Roy Hargrove’u trompeti ve papyonuyla Zinc’in pazartesi gecesi jam session’ında dinlemeniz çok olası.  

11. Caz dışındaki canlı müzik için Lower East Side’a gidin. Pek çoklarının gittiği West Village’daki kro rock barlardan uzak durmaya çalışın. Lower East Side’da İlhan Erşahin’in Nublu’su harbiden de şehrin en büyük hazinelerinden biri. Ünlü rock gruplarını 10 – 15 dolara Mercury Lounge’da, National Undergrond’da ya da Pianos’da dinleyebilirsiniz. The Strokes, Gavin DeGraw, Ryan Adams hep buralarda çalardı. Şehrin yeni gözdeleri Highline Ballroom and Poisson Rouge da fena değil mekan olarak. SOB’s eğlenceli ama çok fena bir ses sistemleri var.  

12. Giyim kuşam alışverişi için yalnızca iki adrese ihtiyacınız var. Beni dinleyin, kafanızı ve ayaklarınızı başka hiçbir yerde yormayın. Birincisi sloganı bile “New York’s Best Kept Secret” olan Century 21. Downtown’da tam İkiz Kuleler’in eski yerinin karşısında. Bu alışveriş merkezi cennet gibi. Her designer’in binlerce dolarlık kıyafetlerini burada 50 – 60 dolara  bulabiliyorsunuz. Daha ucuzunu istiyorsanız o da var. Giysiden ayakkabıya, çantadan mücevhere her şey…. Benim gardırobum ve çekmecelerim Century 21 sayesinde Jean Paul Gaultier’ler Huseyin Caglayan’lar, Costume National, Givenchy ve Swarovski’lerle doldu.  Barmen olarak yaptığım parayla bunları alabilmem imkansız yoksa. İkincisi de Daffy’s. Manhattan’da 5-6 tane Daffy’s var. Ben SoHo’da’kine ve 57. Cadde’deki iki tanesine gidiyorum. 15 dolara dünyanın en güzel elbiselerini, bluzlarını, 60 dolara ünlü markaların palto ve ceketlerini bulabilirsiniz burada. Çok huzurlu bir yer ayrıca. Century 21′dan da daha az biliniyor. O yüzden hiç tıklım tıklım değil.  

13. Bu madde birazcık turistik olacak ama bu iki mekanı belirtmeden geçemeyeceğim. Hep turistlere söylerler ama harbiden de Brooklyn’deki ünlü Peter Luger Steakhouse’de bir biftek yemek zorundasınız. Sadece biftek yapıyorlar ve de en iyisini yapıyorlar. Yalnız gelmeden en az bir ay önce arayıp rezervasyon yapın. Ben Brooklyn’de üç blok ötesinde oturuyordum. Bir ay önceden aradım sadece öğle yemeği için boş yerleri vardı. Diğer mekan da Cheese Cake’iyle Junior’s. Yıllarca Brooklyn’de ünlü Flatbush’da bir tanecik Junior’s vardı ve tüm New York bizim Kızılkayalar’a hamburger ya da Sultanahmet’e köfte yemeye gitmemiz gibi Cheese Cake yemek için taa Flatbush’a taşınırdı. Şimdi yerini hiç sevmesem de Midtown’da da bir tane var.  
 

14. Turist mekanlarını verdim. Benim favori restoranlarımı da söyleyeyim. Bir gün New Yorker’da okuduğum çok güzel bir yemek yazısının ardından gittiğim Lower East Side’da Avenue A’deki Yerba Buena’nin menusu, Şili, Meksika, Arjantin. Küba ve Peru mutfaklarının füzyonu… Özellikle domuz yiyen cinsseniz hayatınızda tatmadığınız zevkler sizi bekliyor bu restoranda. Her gittiğimde kesinlikle söylediğim iki  yemek Arepa (Kaburga barbekü) ve Lechon (Bir çeşit domuz yemeği), Barları da eşsiz. Bir Pisco Sour içmeden çıkmayın sakın. Fransız restoranı istiyorsanız iki tane var elimin altında. Bence şehirde, çok pahalı olmayan restoranların arasındaki en iyi Fransız (yanlış anlamayın çok ucuz da değil) yine Lower East Side’da 1. Cadde ile 1. Avenue’nin köşesindeki Lucien. Menülerindeki her şey cennetlik ama çok küçük bir yer. Daha bir ambiyans meraklısı, trendy bir tipseniz Avenue B’deki Kasimir’e gidin. Mutlaka Steak Tartare’larını ve profiterollerini deneyin. Beni bıraksanız yemek konusunda hiç susmam. Bu muhabbeti burada kesmek lazım! 

15. Yemek içmek bitti. Ne kaldı? Parti zamanı değil mi? Parti için gerekli herbal ya da kimyasal hiçbir ürünü sokakta almaya kalkmayın. Anında yakalanırsınız. B tip alışverişler genellikle deli ya da bodega denen bakkallarda, apartman girişlerinde ya da diner’larda yapılıyor. Parklarda değil.  En güvenlisi evinizde yapmak. Ama turist olduğunuz için eviniz olmadığını varsayıyorum. İlk tanışmanızda satıcılarla arkadaşlık kurmaya çalışmayın. Laubali olmayın. Soru da sormayın. 

16. Brooklyn’deyseniz G Treni ile haşır neşir olmamaya çalışın. Zira çok yavaş ve çok sorunlu bir tren. Manhattan’ın aşağıdan ortaya doğru, en doğu ucunda  hiç tren yok. Umutlarınızı bağlamayın. 

17. Manhattan’da Puerto Rican Parade’in yapıldığı Porto Rikolular’ın gününde dışarı çıkmamaya özen gösterin. Zira trafik diye bir şey kalmıyor. Ayrıca hep kavga dövüş, kan gövdeyi götürüyor. Bir yerden bir yere gitmeniz imkansız. Brooklyn’de ama… West Indian Day Parade denen günde (ki sanırım Ağustos’ta) mutlaka sokağa çıkın! Çok eğlenceli oluyor. Karnaval gibi.  

18. Ve son olarak bana sokaklarda hep dedikleri gibi. “Mutlu olun”, “Kafanızı dik tutun”. Dünyayı siz yaratmışsınız gibi yürüyün. Kimse rahatsız etmez o zaman sizi bu şehirde.

Blog Widget by LinkWithin

{ 5 Yorum… aşağıda okuyun veyabir tane de siz ekleyin }

Göksel Temmuz 16, 2009, 20:02

Gerçekten güzel bir yazı paylaştıkların için teşekkürler mefaret

Cevapla

sozo Temmuz 17, 2009, 04:29

Mefaret ben hala yasadigim sehirde bir dimsum ariyorum ya:) New York’u cok guzel anlatiyorsun. Ayrica Harlemliler sana bir tesekkur borclular.

Cevapla

gülten Temmuz 31, 2009, 11:13

merhaba; NY 10-vardı! nereye kayboldu,ben mi göremiyorum!!???!!!

Cevapla

doruk Temmuz 31, 2009, 16:58

Mefaret’in yazıları için Mefaret Aktaş etiketini kullanabilirsiniz.

Cevapla

vina Eylül 28, 2009, 08:18

west indian parade, labor day’de, yani her eylul’un ilk pazartesi gunu yapiliyor. amerika’nin en buyuk gecidi, benim bildigim kadariyla. ha, bir de sahane mermaid parade var tabi, coney island’da.

Cevapla

Bir yorum yapın.