
Marchesa, Bronx ve 5 bin dolar
Mefaret Aktaş NY’dan öğretiyor…
Mavi Adidas eşofmanlarım, Diesel ceketim ve üzerinde kocaman bir yıldız olan büyük jean çantam ile Bronx’taki devasa çöplüğün yanından geçmeye çalışırken aklımda şu sorular vardı:
1- İki saat önce Chelsea’de Harvey Weinstein, Karolina Kurkova ve geri zekalı Blake Lively’e şampanya verip, Hollywood’la sosyalleşiyordum. İki saat sonra burada ne işim var?
2- Çöplüğün kokusunu almamak için burnumu içine soktuğum ceketimdeki Coco Chanel Mademoiselle kokusu buharlaşıyor. Burnum ıslak, çok rahatsız. Chanel, burnumu ve ruh durumumu daha ne kadar koruyabilir?
3- Hadi buraya kadar yaya olarak geldim. Ama cebimde 5 bin dolar nakitle bu yolu nasıl geri döneceğim? Eko: 5 bin dolar nakitle… 5 bin dolar nakitle… 5 bin dolar nakitle…
4- 3rd Avenue Köprüsü’nü yürüyerek geçerken bana küfredip “Haa şimdi de burada çıktin karşıma” gibisinden bir şeyler geveleyen zevzek kimdi ve acaba gerçekten beni tanıyor mu? Korktum mu biraz, ne?
5- Benim sorunum ne kardeşim! Bir okurun da haklı olarak dediği gibi, ben neden kendimi hep en acayip durumlarda buluyorum. Hani o anda orada can veriversen kendini ‘o duruma’ nasıl koyduğunu açıklayamazsın ya. Tam da o cinsten durumlarda…
***
Belki biliyorsunuzdur, geçen hafta New York’ta ‘Fashion Week’ idi. Şahsen modayı takip eden cinsten olsam da, elime VIP davetiyesi verseniz bile, sürüklemek zorunda kalırsınız beni defilelere ve moda şovlarına. Öyle alakasızımdır bu pazara. Ama geçen haftaki Marchesa Şovu’nda durum başkaydı. Önce şunu açıklayayım: New York’ta (ve muhtemelen dünyanın moda için önemli her şehrinde) moda haftası başladı mı, iki büyük kitleye iş çıkar. Birincisi tabii ki modeller. İkincisi de henüz ‘A sınıfı’ model olamamış ama Ford gibi pek çok ajansın ‘ikinci cast’ denen; ikinci ya da üçüncü sınıf kataloğunda boy gösteren genç aktörler ve modeller. Onlar podyumda ya da stand’lerde değiller. Bu şovlarda barmenlik ya da garsonluk yapıyorlar.
Arkadaşım Julio, bir süredir büyük partilerde, şovlarda ‘event manager’lik ya da ‘catering’ yapıyor. Bizim barın karşısında oturduğu için hemen her gece uğrar. Bu ziyaretlerin birinde “Haftaya çarsamba Fashion Week’teki Marchesa şovunda barmenlik işi var. Çalışır mısın?” diye sordu. Çarşambaları barda çalışmıyorum, ayrıca Julio bu işin saatine 27 dolar ödüyor. 5 saat sampanya dök kadehlere 135 dolar, taş atsan kolun daha çok yorulur vallahi. “Tamam” dedim ve çarsamba günü Julio’nun hepsi ‘struggling actor’ ve ‘struggling model’lerden (henüz bu işten para yapmaya başlayamamış, aç oyuncu ve mankenler diye çevirebiliriz) oluşan kadrosuna katılmak üzere Chelsea Sanat Müzesi’ndeki yerimi aldım. Vallahi uzun zamandır bu kadar yaşlı ve hantal hissetmemiştim kendimi.
Müzeye gider gitmez belli oldu ki, biz 5 saatliğine işe alınmış olsak da asıl iş yalnızca 1 saat. Yani 3-4 saat kadar oturup beklememiz gerekiyor. Ortalıkta dolaşıp şahane elbiselere bakamıyoruz, çünkü ayak altında kimseyi istemiyorlar. Zira bu, mankenlerin podyuma çıkıp yürüdüğü defilelerden değil. Podyuma çıkıyorlar ama çıkıp o küçük podyumlarda bir saat dikiliyorlar, heykel ya da müzede sergilenen bir eser gibi. 5 yıldır faaliyet gösteren Marchesa modaevinin gözbebeği olan bu elbiseler ve aksesuarlar inanılmaz güzellikte. Genellikle çok şık origami parçalarına benziyorlar. Elbiselerin bazılari lazerle kesilmiş, mankenlerin giydiği çorapların tamamı elle boyanmış. Mankenler, sahneye daha doğrusu podyumlara, bazen birden fazla eskort eşliğinde geldiler. Onları değil, ebiseleri korumak için! Bir kaçının fotoğrafını yukarıda görebilirsiniz.
Bu şahane elbiselerin tasarımcısı geçen aralık ayında Miramax’ın esas adamı Harvey Weinstein’la evlenen Georgina Chapman. Tasarımcı, elbiseleri çizerken kendi nikahında giydiği elbiseden de esinlenmiş.
Neyse, etrafta dolanamadığımız için bizi dev kadife perdelerin arkasında bulunan barın kurulmuş olduğu, müzenin hediyelik kitap ve eşya dükkanına tıktılar. Öteki üç barmen erkek. Biri Calvin Klein modeli, diğeri Ford’a bağlı, bana fena halde Brad Pitt’i hatırlatan (Pi adlı bu çocuk kumral, davranışları ve konuşması Pitt’i andırıyor) başka bir model, üçüncüsü ise model olamamış ama zamanında model scout’luğu yapmış, çirkin bir kazma. İki saat boyunca ne kadar güzel işler bulduğundan bahsedip içimi baydı. Diğer ikisi şeker çocuklar olmalarına rağmen tek muhabbet konusu fotoğraf çekimleri, denemeler ve ajanslardı. Allahtan müzenin dergi ve kitaplarla dolu bölümünde tüm gözlerden uzaktık da, ben de onlar saçmalarken sanat kitaplarına bakma fırsatı buldum. Özelikle 80′lerde New York sanat camiasını fotoğraflarla anlatan bir kitaba gömüldüm uzun zaman.
Ve üç saat sonra şov başladı, bir anda içeriye 400 kişi yığıldı. Ben şampanyaları koydum kadehlere bizim çocuklar götürdüler. Modeller çok şirindiler, eğlendik hep beraber. Misafir listesi Weinstein gibi bir kaç kalantorun ve Kurkova ve Rachel Zoe gibi bir kaç moda ünlüsünün dışında zayıftı aslında. Emmy Rossum, ‘Entourage’ın tek tahammül edemediğim karakteri Sloan’i canlandıran Emmanuelle Chriqui, ‘Ugly Betty’den Becky Newton, daha ‘G’sini görmediğim ama Amerikan aptal teenager’larını ve bazı büyükleri de kırıp geçiren ‘Gossip Girl’den Blake Lively en çok ilgi gören tiplerdi.
Bütün bu ünlülerin, şaşanın ve eğlencenın arasında aklımda bir tek sahne kaldı aslında. Kapının önünde bir kadıncağız dev gibi bodyguard’lara yalvarıyor. Ben aslında bunu göremiyorum, yalnızca duyuyorum: “Taa Los Angeles’tan geldim. Adım listede. Yemin ederim, adım listede. Anlamıyorum neden beni içeri almadığınızı!” Üzüldüm valla.
Şov bitti, Julio’nin dediğinden bile daha kısa sürdü. Gereğinden fazla bodyguard olduğu için, insanların tamamını dışarı atmak da uzun sürmedi. Biz bar ekibi Julio ile beraber kalan iki şişe şampanyayı açtık içtik. Herkes yavaş yavaş toparlanıyor. Bizim model çocuklar hemen giyinip soyunuverdiler burnumun dibinde. Pi’in akşama çalışması gereken başka bir şov daha varmış. İki hafta sonra ‘cross -country’ yapacak arabasıyla, para biriktiriyor. O yüzden gece gündüz çalışıyor çocukcağız.
Benim de hemen gitmem gerek. Zira…
Şimdi açıklayamayacağım nedenlerle posta aracılığıyla beş bin dolar para almam gerekiyordu, o çarsamba benim. Bir arkadaşım parayı bana borç olarak veriyor ve banka kaydı olmasın diye de Florida’dan posta aracılığıyla yolluyor. Biliyorum çılgınlık. Ama daha önce işe yaradı. Ve biraz sonra anlayacağınız üzere bu kez de yaradı…
Sorun şu ki bu parayı teslim almak için benim bütün gün evde oturup postayı beklemem gerekiyor ki, imzalayabileyim. Ama benim de Marchesa şovunda çalışmam lazım. Bu yüzden görevi sevgilim Jamie’ye devrettim o gün. İse gidene kadar bekleyecek postayı alacak evde bırakacak. Ama her daim bir sorun çıkaran Jamie, her nasılsa postayı kaçırdı. Zil mi çalmadı adamlar zili mi çalmadı anlamadım. Böyle durumlarda geri dönen paket, taşıyıcının en yakındaki ofisine gönderiliyor ki bu en yakın ofisler genellikle cehennemin dibinde oluyor. Sizin de oradan almanız gerekiyor.
Şovdan hemen sonra Harlem’deki evime geldim, dağıtımcı adamın bıraktığı notu aldım: Lütfen paketinizi gelip, Bronx’taki şu adresten, saat 9′a kadar alınız” diyor özetle. Bronx! 5 bin dolar, Bronx! 5 bin dolar. Offfff…
İki saat sonra:
Taa oralara uyuşturucu almaya giden arkadaşlarımdan biliyorum ki, teknik olarak bizim evden Bronx’a yürüyebilirsiniz. Biraz Doğu’ya yürüyüp, sonra da 3rd Avenue Köprüsü’nü yürüyerek geçeceksiniz ve de Bronx’tasınız.
Bronx: (Ya da konuşmada geçtiği gibi ‘The Bronx’) New York’un 5 borough’sundan biri. Şehrin bu en kuzey bölgesinin nüfusunun yalnızca yüzde 23 beyaz; geri kalanı siyah ve Hispanik. Eğer orada yaşamıyorsanız New York’ta yaşadığınız süre içinde The Bronx’a geçme olasılığınız çok düşük. Zira New York’n bu endüstriyel ve doğrusu da en çirkin borough’sunun tek atraksiyonu Bronx Hayvanat Bahçesi. Duyduğum kadarıyla o da pek ahım şahım değil! Yani The Bronx’u ölümsüzleştiren şiir bile benimle aynı fikirde. 70 yıl kadar önce Ogden Nash’in The New Yorker’a yazdığı bu çok kısa şiir şöyle der:
“The Bronx
No Thonx”
Hiç zor değil görünüşte Bronx’a gitmek. Hopstop.com diye bir servis var New York’ta ve sanırım pek çok ABD eyaletinde de. Bulunduğunuz yeri ve gideceğiniz adresi yazıyorsunuz. Oraya hangi vasıta ile olursa olsun, toplam en kısa zamanda nasıl gideceğinizi söyluyor size. Mesela 130. Cadde’den sağa dönün. 125′e kadar yürüyün, oradan 2 trenine binip 86′ya gidin, oradan crosstown otobüse binin ve 2. Avenue’ye gidin falan gibi… Süper bir hizmet. Benim posta servisinin adresini bizim eve kıyaslamalı olarak verdiğimde, bir tane taşıt çıkmadı anasını satayım. Yürü, yürü sağa dön, yürü yürü sola dön, yürü, yürü, dön, dön, köprüyü geç, yürü. Bilmediğin caddelerde yürü de yürü!
Bana direktif verirseniz Nuh’un Gemisi’ni bulurum ama benim posta servisinin Bronx ofisini tam 85 dakika boyunca bulamadım. Saat sadece akşam 8 falan ama Bronx’ta toplam üç kişiyi gördüm bu 85 dakika boyunca. Sonunda devasa bir çöplüğün arasında benim posta şirketinin kamyonlarını gördüm. Oraya nasıl gideceğimi çözmem de bir 10 dakika aldı. Neyse 20 dakika kadar da ofiste paketimi bekledikten sonra 5 bin dolarla dolu zarfımı çantama atıp yola koyuldum tekrar. Çantamın tam ortasında bir yıldiz var ya, tam hedef gibi. “Buyrun burada 5 bin dolar var, soyun, canımı alın, tecavüz edin sonra da parçalarımı East River’a atıverin der gibi!”
Bu ofise yürümek dışında herhangi bir vasıtayla ulaşmak imkansız. Trenler gitmiyor, taksilere yolu tarif etmek imkansız. Zaten ortalıkta hiç yok. Ve ben bu noktada, saat sabahın 12′sinden beri sokaklarda olduğum için yorgunluktan ölüyorum.
15 dakika kadar geri yürüdükten sonra, ‘bir gün içinde nereden nereye?’ diye düşünürken, bir taksi buldum. Adamın beni evimin önüne bırakması 10 dakika sürmedi. 5 dolara huzur buldum anlayacağınız. Paketimi almaya Bronx’a yürürkenki sinirim, ettiğim tüm küfürler mazi oldu bir anda.
Ve düşündüm: “Ne bu hiddet bu celal, haftaya evleniyorsun kızım. Mutlu ol biraz.”




{ 5 Yorum }
evleniyor musun?…mutluluklar:)
süperrrrr…bu uzun ara da evlilik hazırlığı mıydı yahu:)
Tebrikler! Harika bir marriage party vermen lazım şimdi değil mi?
Bu arada Weinstein Miramax’tan ayrılalı ve kendi şirketini kuralı epey oldu, bilgine.
Demek ki neymiş? Herhangi bir nedenle cebimizde $5K nakitle Bronx’taysak o parayı çantamıza koymuyor, hatta onunla birlikte çantadaki değerli ıvır zıvırı da (cep tel., iPod kıl tüy) şöyle tenimize yakın tutup oramıza buramıza sokuyormuşuz ki ille de başa bela gelecekse alacağı bir çanta olsun.
Jamie ile evlilik… “Allah akıl fikir versin”in İngilizcesi nasıldı? (Hani daha 3-5 yazı önce adamın ve ailesinin ne feci olduğu yazılmamış olsa tamam ama, harbiden kadınlar eş diye hep babalarını mı arıyor yahu?)